MAKUL SÜREDE YARGILAMA YAPILMASININ KRİTERLERİ

Stajyer Av. Gözde Beytorun'un yazısı...

“Geciken adalet, adalet değildir.” ilkesinden doğan makul sürede yargılanma toplumdaki kişilerin o ülkenin hukukuna olan güvenlerini, inançlarını sağlayan bir kavramdır. Bu kavramı daha iyi anlayabilmek için öncelikle bunla sıkı bir ilişki içinde olan adil yargılanma hakkını ele almalı ve incelemeliyiz. 
 
Adil yargılanma hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde yer almaktadır. Adil yargılanma hakkı, dokunulmaz ve vazgeçilmez bir hak olarak yargılamanın insan haklarına ve demokratik kurallara en uygun şekilde yapılmasının ve böylelikle insan hakları ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasının garantisidir1. Adil yargılanma hakkı demokratik bir hukuk devleti olmanın vazgeçilmez unsurlarından biridir. 
 
Adil yargılanma hakkı Magna Carta Libertatum ile başlamış ve bugün AİHS’de yer almıştır. Maddenin bütünü ele alınırken İngilizce yayınların çoğunda “fair trial” kavramı kullanılmaktadır. “Fair trial” teriminin Türkçe karşılığı konusunda değişik birçok görüş vardır. Sözleşmede ve sözleşmenin Türkçe çevirisinde, “adil yargılama” olarak ifade edilmiştir2.Ancak bu bir hak olduğu için “adil yargılanma” daha doğru bir kavram olacaktır.3 
 
AİHS’nin 6.maddesinde adil yargılanma hakkının kapsamına nelerin dâhil olduğu teker teker sayılarak hepsi koruma altına alınmıştır. 
 
"Madde 6: Âdil Yargılanma Hakkı 
 
1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, 
 
1 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 
 
2 Pekcanıtez, “Adil Yargılanma Hakkı”, İzmir Barosu Dergisi, 1997 
 
3AKKURT Kemal, “AİHM Kararları Işığında Adil Yargılanma Hakkında Makul Süre”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 
 
kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir. 
 
2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır. 
 
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir: 
 
a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek; 
 
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; 
 
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek; 
 
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek; 
 
e) Duruşmada kullanılan dili anlama dışı veya konuşma dışı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak." 
 
Adil yargılanma hakkına ilişkin olarak iç hukukumuzda da düzenlemeler bulunmaktadır. 
 
Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: 
 
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." 
 
AİHM md.6’ da düzenlenen adil yargılanma hakkının unsurlarını şu şekilde sıralayabiliriz4: 
 
4 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 
 
• Mahkeme önünde hak arama (Dava hakkı) 
 
• Yasayla kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız mahkeme önünde yargılanma hakkı 
 
• Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (Adil duruşma hakkı) 
 
• Makul süre içerisinde (Gereksiz gecikme olmaksızın) yargılanma hakkı 

• Alenî yargılanma hakkı (Davaların alenî surette görülmesi ve kamuya açık yargılama hakkı) 

• Masumiyet karinesi (Suçsuzluk karinesi) 

• Sanığın, suçlamadan haberdar olması (Sanığın, isnadın niteliğini ve nedenini geciktirilmeksizin anladığı dilde öğrenme hakkı) 

• Sanığın, savunmasını hazırlaması için yeterli zaman ve imkâna sahip olması 

• Sanığın, bizzat veya müdafi aracılığıyla kendini savunma hakkı (Avukat tutma ya da avukat yardımından faydalanma hakkı) 

• Tanıkların dinlenmesinde eşitliğin sağlanması (Tanık dinletme ve sorgulama hakkı) 

• Sanığın, tercümandan ücretsiz yararlanma hakkı 

Bu maddede sıralanan unsurlar sınırlı sayıda değildir ve AİHM adil yargılanma hakkının kapsamına ilişkin olarak sözleşmeye yorum yoluyla sonradan eklemelerde bulunmuştur. 
Peki, böyle bir kavramın sözleşmede yer almasının veya adil yargılamanın bu unsurlarının belirlenmesinin devletler açısından sonucu ve etkisi ne olacaktır? AİHS’yi, diğer temel hak ve hürriyetlere ilişkin uluslararası sözleşmelerden daha önemli konuma getiren husus; başvurular sonucunda taraf ülkelerin sözleşme hükümlerine uygun davranıp davranmadıklarını denetleyen AİHM adında bir yargılama mekanizmasının bulunmasıdır. AİHM’nin vermiş olduğu kararlar, AİHS’ye taraf olan devletler için “bağlayıcı” niteliktedir5. 

5 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi tarafından, 4 Kasım 1950 tarihinde Roma’da imzalanmış ve sözleşme gereği, 10 üye ülkenin kabulü ile 3 Eylül 1953 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, sözleşmeyi 10 Mart 1954 tarihinde 6366 Sayılı Kanunla uygun bulmuş, 18 Mayıs 1954 tarihinde de Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne vermesiyle birlikte sözleşme yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten itibaren de ülkemiz için Anayasa gereği bağlayıcılık kazanmış ve iç hukukumuzun bir parçası hâline gelmiştir. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalamakla sözleşmede yer alan bütün hak ve özgürlüklere hem kendi vatandaşları hem de ülkesinde bulunan tüm yabancılar için uyma yükümlülüğü altına girmiştir6. Buradan hareketle, artık mevzuatımızın bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları esas değineceğimiz konu olan “makul süre” konusunun işlenmesinde asli kaynak olacaktır. 
 
Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve 3 Eylül 1953 tarihinde yürürlüğe giren AİHS’nin 19. maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (European Court of Human Rights) kurulmasını öngörüyordu. Bu hüküm henüz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) fiili olarak kurulduğu anlamına gelmiyordu. Sözleşmeye taraf sekiz devletin mahkemenin yargılama yetkisini tanıması uzun zaman alınca, mahkeme üyelerinin seçimi ancak 21 Ocak 1959 tarihinde gerçekleşti. Böylece mahkemenin yargılama faaliyetlerine başlaması mümkün olabildi. Türkiye ise AİHM’nin yargılama yetkisini 25 Eylül 1989 tarih ve 89/14563 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla tanımıştır7. 
 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlar esas itibariyle, iç hukukta yapılan işlem veya eylemin sözleşme hükümlerini ihlal edip etmediğine yöneliktir. Bu bakımdan mahkeme üye devletler açısından bir temyiz mahkemesi değildir. Mahkemece ilgili devletin sözleşme hükümlerini ihlâl ettiğine karar verildiği takdirde, mahkeme tarafından ilgili devlete yönelik olarak bir tazminata hükmedebileceği gibi; iç hukuk kuralının, sözleşme kuralları ile bağdaşmadığı da mahkeme kararlarında vurgulanabilir. 
 
6 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 

7 MURATOĞLU Tahir, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Kuruluşu, Görevleri ve Yargılama Usulü”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:7 Sayı:27 

Mahkemenin yargı kararları, AİHS md.44’e göre kesinleştiği takdirde artık kesinleşen bu yargı kararları aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamaz. 

Ne yazık ki, AİHM’ne Türkiye hakkında açılan davalardan birçoğu, “adil yargılanma hakkı” ve bu hakkın dâhilindeki “makul süre” ile ilgilidir ve açılan davaların çoğu da “adil yargılanma hakkının ihlâl edildiği…” şeklinde sonuçlanmaktadır8. Günlük hayatımızda da “bu ülkede zaten adalet yok, şimdi dava açsam kaç yıl sonra biter kim bilir…” gibi ifadeleri sıklıkla duymaktayız. İşte, adli yargılanma ve devamında makul süre gibi kavramlar bir ülkede adalete, hukuka olan güveni oluşturmaktadır. Eğer bir toplumda bu kavramlar gerçek anlamda kendini gösteriyorsa kişiler kendini daha güvende hissedecek ve ümitsizliğe kapılmayacaktır. Eğer bu güven ve ümit yok olmuşsa veya yok olmaya başlamışsa zamanla yargı bir fazlalık olarak görülecek ve uyuşmazlıkların yargıya taşınmaması gündeme gelecektir. Kişiler kendi yöntemleriyle sorunlarını halletmeye çalışacaklardır. Bunun sonucu olarak da yasa dışı gruplar ve yollar söz konusu olacaktır. Adil yargılanma ve makul sürede yargılanma, adalet dağıtımının çabuk ve ucuz olmasına hizmet ettiği için sadece mahkemeler değil, taraflar bakımından ve dolayısıyla da toplum açısından önem taşıyan bir ilkelerdir. 
 
Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan makul sürede yargılamada amaç davaların mümkün olduğunca çabuk sonuçlandırılması ve yargılamanın hızlandırılmasıdır. Bu kural hem medenî hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların hem de bir suç isnadının karara bağlanması açısından bağlayıcıdır. Hukuk uyuşmazlıklarında davalı ve davacı, ceza davalarında da sanık ve mağdur açısından ele alınan bu kural adil yargılamayı sağlamayı hedeflemektedir9. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Stögmüller kararında, makul sürede yargılanma hakkının amacının “mahkemedeki yargılamanın tüm taraflarını…çok uzun usul gecikmelerine” karşı korumak olduğunu belirtmiştir10. Bir hukuk sisteminde davaların makul olan süreden fazla sürmesi yargılamayı adil olmaktan çıkaracaktır. 
 
8 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 

9KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 

10 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 

Makul sürede yargılanma hakkı, yargılama türünün ceza, idare veya özel hukuk olup olmadığına bakılmaksızın soruşturma dâhil bir yargılamanın tarafı olan veya davanın davacısı veya davalısı konumunda olan, yani bir isnatla veya hak arama hürriyeti kapsamında açılan davanın tarafı olarak adli kolluğa, yargı mensubuna, hakimliğe veya mahkemeye giden veya gitmek zorunda bırakılan herkese aittir11.Mahkeme, medeni hak ve yükümlülük kavramı ile suç isnadı kavramını ulusal değerlendirmelerden bağımsız otonom kavramlar olarak yorumlamış, hakkın kapsamının tespitinde şekli ölçüt yerine maddi ölçütü kullanarak bu şekilde bir kısım idari davaları da nitelikleri itibariyle madde kapsamına dâhil etmiştir12. Bu haliyle makul sürede yargılanma, kapsam itibariyle tüm yargılama usullerinde; hem hukuk, hem ceza, hem de idari davalarda uyulması gerekli bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm bu yargılamalarda hakkın gerçek sahibine en kısa süre içinde verilmesi taraflar için en önemli konulardan biridir ve bu durum tarafları hem tatmin edecek hem de yargıya olan güvenlerini sağlayacaktır. Tarafların, acaba dava nasıl sonuçlanacak diyerek endişe içinde olmaları istenmeyen bir durumdur. Diğer taraftan davanın makul süre içinde sonlanmaması haksız olan tarafa da cesaret verecektir. Makul süre içerisinde bitirilemeyen davanın sonunda hakkını elde eden taraf, bu gecikme sebebiyle ya hakkını tam olarak elde edemeyecek ya da bu gecikmeden dolayı zarar görecektir. Bunun yanında hukuk davalarında tarafların haklarına geç kavuşmaları ekonomik açıdan da bir zarar oluşturmaktadır. Makul sürede yargılama yapılması, aynı zamanda delillerin hakkaniyete en uygun bir şekilde değerlendirilebilmesinin de garantisidir. Yargılamanın uzun sürmesi durumunda, tanıkların hafızaları zayıflayabilir, tanıklar bulunamayabilir, diğer deliller tahrip olabilir13. Geciken yargılamanın masumiyet/suçsuzluk karinesinin bir yansıması olan aklanma hakkını ihlal etmesi, geciken yargılamadan dolayı şüphelinin, sanığın, mağdurun ve toplumun yaşadığı kayıplar yaralayıcı boyutlara varabilir. Kişilerin uzun bir süre suç isnadı altında bulunmaları demokratik bir toplumda, bir hukuk devletinde kabul edilemez bir durumdur. 
 
11 ŞEN Ersan, “Ceza Yargılamasında Makul Süre”, http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1742035-ceza-yargilamasinda-makul-sure 
 
12TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 

13KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 

Yargılamanın hem erken bitirilmesi hem de uzayan yargılamalarda tutuklama tedbirinin tercih edilmemesi veya yerine mümkün olduğu kadar adli kontrol tedbirinin uygulanması sağlanması, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, suçun vasfı ve cezanın ağırlığı yönünden tutuklama tedbirinin uygulanmasının zorunlu olduğu durumda da kararın bir an önce verilmesi gerekir. Aksi halde, bitirilmeyen dava nedeniyle uzayan tutukluluk sanığın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline neden olacaktır14. Neticede ülkedeki hukuk, adalet ve yargılama bakımından ortaya çıkacak birtakım olumsuzlukları önlemek için makul sürede yargılamanın yapılması bir ihtiyaçtır. 

Makul sürenin ne olduğu konusunda AİHM’nin kesin ölçütleri yoktur. Davaların aşırı uzayıp uzamadığı konusu her davaya ve olaya göre farklılık arz etmektedir. Diğer yandan, her dava konusu ve her olay için geçerli, her ihtimâli kapsayan standart bir “makul süre” tespiti oldukça zordur. Her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi ve makul sürenin aşılıp aşılmadığının tespiti mümkündür15. Burada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi için genel ölçüt, "Hâkimin davayı nedensiz yere bitirmemesi veya uzatmasıdır. "Örneğin; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne göre, hukuk hâkiminin aynı olaya ilişkin ceza davasının kesinleşmesini beklemesi 6. madde kapsamındaki makul süre ihlâlidir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne göre, ceza davalarında savcının nedensiz yere uzun süre iddianameyi hazırlayıp dava açmaması da şüpheli açısından 6. madde ihlâlidir16. 
 
Makul süreyle ilgili olarak iç hukukumuzda da birtakım düzenlemeler söz konusudur. Buna örnek olarak Anayasa md. 141 ve HMK md. 30 örnek olarak verilebilir. Buna göre; 
 
MADDE 141/3: Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir. Usul ekonomisi ilkesi MADDE 30- (1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür. 
 
14 ŞEN Ersan, “Ceza Yargılamasında Makul Süre”, http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1742035-ceza-yargilamasinda-makul-sure 

15 Pekcanıtez, “Adil Yargılanma Hakkı”, İzmir Barosu Dergisi, 1997 

16 Bkz: AİHS 6.Madde, http://www.aihmbasvuru.com/78-basliklar/89-avrupa-insan-haklari-sozlesmesi-altinci-madde.html 

Özetle makul süre şartı; makul bir süre içinde ve adli bir karar yoluyla kişinin itham edildiği suç nedeniyle ya da medeni hukuka ilişkin olarak içinde bulunduğu güvensiz durumun giderilmesini teminat altına almaktadır. Bu, hem davanın yanlarının menfaatine hem de yasal kesinlik için gereklidir17. 
 
Tüm bunların yanında yargılama hızlı yapılırken doğru yapılması gerekliliği de göz ardı edilmemelidir. Yargı hızlı işlemi ancak doğru da gitmelidir. Asıl olan yargılamanın hızlı sonuçlanması değil, gerçeğin araştırılması bakımından mümkün olduğu kadar çabuk sonuçlanmasıdır. Sözleşmede de yargılamanın hızlı yapılması yerine “makul süre içinde” yapılması ilkesi kabul edilmiştir18. Yani yargılamanın fazla hızlı olması da adil bir yargılamaya engel olacaktır. Bu anlayış, birinin diğerine tercih edilmesi değildir19. 
 
Dünyadaki pek çok ülkede yargılamanın makul süre içinde yapılmaması sorunlara yol açmakta ve şikâyete neden olmaktadır. Adil yargılama taahhüdünde bulunmuş AİHS’ye taraf devletlerin bu duruma çare bulmaları kaçınılmaz bir zorunluluktur. Devletin bu konuda birçok yükümlülüğü söz konusudur. Makul sürede yargılanma hakkı, makul sürede yargılanmadığını iddia eden bireylere bu şikâyetlerini dile getirebilecekleri, yargılamanın hızlandırılmasını temine yönelik ve bir ihlal varsa bu ihlalin giderilmesini sağlayacak iç hukukta gidebilecekleri etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkını güvence altına almaktadır. Sözleşmenin 13. maddesi devletlere, makul sürede yargılanmadığını iddia eden bireyler için iç hukuklarında başvurabilecekleri etkili bir hukuk yolunu kurmak zorunda olduklarını göstermektedir20. 
 
17 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 

18 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 

19 ŞEN Ersan, “Ceza Yargılamasında Makul Süre”, http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1742035-ceza-yargilamasinda-makul-sure 

20 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 
 
Zira devlet, yargılama sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların nicelik itibarıyla artmasına rağmen, yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilebilmesi için gerekli tüm tedbirleri almakla yükümlüdür21. Anayasa'nın 36. maddesi ile Sözleşme'nin 6. maddesi gereğince, hukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksikliklerin, yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmemesini haklı kılamayacağı açıktır. 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde “makul süre” kavramı iki yerde geçmektedir. Bunlar, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası ile 6. maddeleridir. Sözleşmenin md.6/1’de yer alan makul süre kavramı ile yine aynı sözleşmenin md.5/3 maddesinde yer alan makul süre kavramları birbiriyle karıştırılmamalıdır. Her iki madde, korudukları menfaat ve kapsam itibariyle birbirinden farklılık oluşturmaktadır. Sözleşmenin md.6/1’de yer alan makul süre, bütün medeni hukuk ve ceza hukuku uyuşmazlıkları ile ilgilidir. Bir başka ifadeyle md.6/1’deki süre “yargılamadaki” makul süre olup, kişi tutuklu olmasa bile adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Sözleşmenin md.5/3 maddesinde yer alan makul süre ise yakalama ve tutuklama gibi önlemlerle geçici bir süre hürriyeti kısıtlanan kişilerle ilgilidir. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasındaki hükmün kabul ediliş amacı hangi sebeple yakalanmış veya tutuklanmış bulunursa bulunsun yargılama sırasında tutukluluk halinin makul süre içinde kalması, bir başka ifadeyle sürenin makul niteliğini kaybetmesi halinde sanığın tutukluluk haline son verilmesini gerektirir ve kendisinin gerektiğinde teminat karşılığı serbest bırakılmasını sağlamak olarak ifade edilmiştir22. Azami tutukluluk süreleri var diyerek bu sürelerin sonunun tutuklunun makul sürede yargılanma hakkının sınırı olarak görmek ve bu sürelerin sonu itibariyle makul sürede yargılanma hakkının ihlale uğrayacağını söylemek doğru değildir. Azami tutukluluk süreleri dolmadan da tutuklu olan bir kişinin makul sürede yargılanma hakkı soruşturma ve kovuşturma evrelerinde ihlale konu olabilir23. 
 
21 Bkz: Anayasa Mahkemesinin 15 Nisan 2014 karar tarihli Mehmet Ali İNCESU başvurusu 

22 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 

23 ŞEN Ersan, “Ceza Yargılamasında Makul Süre”, http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1742035-ceza-yargilamasinda-makul-sure 

Buna karşılık 6. maddenin 1. fıkrasındaki makul süre kavramı, tutuklu bulunsun ya da bulunmasın yargılamanın tümünde geçerlidir. Bu farklılıklara rağmen her iki hüküm arasında sıkı bir bağ da mevcuttur. En başta, yargılamaların makul süre içinde yapılmalarını öngören her iki hüküm de suçsuzluk karinesine dayanmakta ve onun doğal bir uzantısı görünümündedirler24. 
 
Makul sürede davanın sonuçlanmaması hâlinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmak için, uzayan davanın sonuçlanmasının ve iç hukuk yollarının tüketilmesinin beklenmesine gerek yoktur. Gerek Anayasa m.148/3 ve gerekse kuruluş kanunu olan 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.45/2 uyarınca esas itibariyle AİHM olağan kanun yolları tüketilip kesinleşmeyen yargı kararlarına karşı yapılan bireysel başvuruları kabul edilebilir bulmaz. Çünkü mahkeme, kendisini maddi vakıa inceleyen veya hukukilik denetimi yapan bir yargı mercii olarak görmemektedir. Yüksek Mahkeme görevinin başka yargı mercilerinin işine karışmayı ve bir temyiz mercii gibi hukukilik denetimi yapmayı, dolayısıyla işin esasına müdahaleyi kapsamadığını, görev ve yetkisinin İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, eki olan protokoller ve Anayasa ile güvence altına alınmış kişi hak ve hürriyetlerine yönelik ihlal iddialarını inceleyip tespit etmekle sınırlı olduğunu bilmektedir. Yüksek Mahkemenin olağan kanun yollarından geçip kesinleşmemiş iki konuda yargı kararlarına karşı yapılan bireysel başvuruları kabul edilebilir bulduğu ve esas yönünden incelediği görülmektedir. Bunlardan ilki, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını kısıtlayan tutuklama tedbirine karşı yapılan bireysel başvurulardır. Yüksek Mahkemenin henüz bitip kesinleşmemiş bir dava ile ilgili bireysel başvuruyu kabul ettiği ikinci durum, yargılama süresinin makul olup olmadığının değerlendirilmesi ile ilgilidir25. 
 
Makul sürenin ihlalinin tespitinde dava sonucunda verilmiş olan kararın sonucunun bir önemi yoktur. Bir başka ifadeyle yargılama daha kısa bir zaman diliminde yapılmış olsaydı sonuç yine değişmeyecekti diyebileceğimiz durumlarda bile bu durum mahkeme tarafından davalı devletler için bir mazeret 
 
24 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 

25 ŞEN Ersan, “Ceza Yargılamasında Makul Süre”, http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1742035-ceza-yargilamasinda-makul-sure 
olarak kabul edilmemektedir26.Başka bir ifadeyle, dava makul süre içinde bitirilmiş olsaydı dahi sonucun değişmeyeceği hususu devlet lehine bir def‟i oluşturmaz27. 
 
Yargıtay kararlarında makul sürenin, Anayasa Mahkemesi’nin işaret ettiği yönü ile değil de, maddi hakikatin ortaya çıkarılması için “makul bir süre bekleme” olarak kabul edildiği görülmektedir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 14.11.2005 gün, 2005/749 E. ve 2005/3217 K. sayılı kararında; kasten insan öldürme suçunu işlediği iddia edilen sanık Eftal kaçaktır, bu suçu işlemesi için (oğlu) Eftal’i azmettirdiği iddia edilen sanık Arif ise tutukludur. Tutuklu sanık Arif hakkında, kasten insan öldürme suçuna “azmettiren” sıfatıyla iştirak ettiğinin kabulü ile mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Sanık Eftal hakkında açılan kamu davası ise tefrik edilmiştir. Yüksek Mahkeme, somut olaya ilişkin beyanları alınmayan kaçak sanık Eftal’in yakalanması için makul süre beklenmediği gerekçesiyle, eksik soruşturma yapıldığını ve yeterli olmayan delillerle sanık Arif’in hukuki durumunun tayin edildiğini kabul etmiş, bu sebeple tutuklu sanık Arif hakkında verilen mahkûmiyet kararının bozulmasına karar vermiştir28. 
 
Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir. Bundan sonra davanın “makul süre” içinde bitirilip bitirilmediği tespit edilmektedir. 
 
Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın yetkili yargılama makamı önüne götürüldüğü tarihte başlar. Bazı hallerde mahkemeye başvurmadan önce uyuşmazlık konusunda karar almaya yetkili idari bir mercie başvuru da sürenin başlangıcı olarak kabul edilmektedir29. 
 
26 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 

27 ÖZDEMİR Kenan, “Adil Yargılanma Hakkı ve Makul Süre”, Adalet Dergisi 

28 ŞEN Ersan, “Ceza Yargılamasında Makul Süre”, http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1742035-ceza-yargilamasinda-makul-sure 

29Pekcanıtez, “Adil Yargılanma Hakkı”, İzmir Barosu Dergisi, 1997 

Anayasa Mahkemesi, ceza yargılamasında ise yargılama süresinin makul olup olmadığının değerlendirilmesinde sürenin başlangıcını bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamca bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama veya gözaltına alma gibi tedbirlerin uygulanması veya kamu davasının açıldığı tarih olarak kabul etmiştir30. 
 
Bu durumda başlangıç tarihi, gözaltına alınma tarihi, tutuklanma günü, ilk soruşturmanın açıldığı gün, suç isnadı ile hazırlık soruşturmasının başladığı tarih olabilmektedir31.Yani başvurucunun suç işlediği şüphesi altında olması sürenin başlangıcı için yeterlidir. İdari yargılamada ise ilk talebin idari makama iletildiği tarih başlangıç tarihidir. “Meral/Türkiye Davasında” İzmir, Karaburun’da imarlı arsasına inşaat ruhsatı almak için Karaburun Belediyesi’ne başvuran kişinin talebi, arazinin askeri bölgede kaldığı, başvurunun Genel Kurmay Başkanlığı’na yapılması gerekçesiyle reddedilmiştir. Genelkurmay Başkanlığı’nın da talebi reddetmesi nedeniyle yargı süreci başlatılmıştır. Burada başvurucunun Genelkurmay Başkanlığı’na değil, Karaburun Belediyesi’ne yaptığı başvuru makul sürenin başlangıcı olarak kabul edilmiştir32. 
 
Yargılamanın sona erme tarihi ise genel olarak, gerek medeni hak ve yükümlülüklerde ve gerekse ceza davalarında son aşamada hükmün verilmesiyle veya hükmün taraflara tebliği tarihidir. Yargılama sisteminde kanun yolları öngörülmüş ise bu durumda yargılama, bütün kanun yollarının tükenmesiyle sona ermektedir33. Dolayısıyla kural olarak, hükmün kesinleştiği veya kesin hükmün yazıldığı tarih yargılamanın sona erdiği tarih olacaktır. Bir mahkeme kararı ancak belli bir süre sonra kesinleşiyorsa, AİHM bu tarihi dikkate almaktadır. 
 
30 ŞEN Ersan, “Ceza Yargılamasında Makul Süre”, http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1742035-ceza-yargilamasinda-makul-sure 

31 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 

32AKKURT Kemal, “AİHM Kararları Işığında Adil Yargılanma Hakkında Makul Süre”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 

33 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 

Uyuşmazlığın kesin olarak bitmesi için adli veya idari karar sonrası bir icra takibi yapılması gerekiyorsa icra takibi süresi de makul süre hesabında dikkate alınır34. 
 
Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi hususlar bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir. Yargılamaya konu olan olayın çok karmaşık olması ve bu karmaşıklık nedeniyle soruşturma dosyasının çok yüklü bulunması, makul sürenin tayininde ilk nedendir. Tanık ve diğer delillerin coğrafi dağılımı nedeniyle davanın normal sürenin dışına taşması, makul süre ilkesini zedelemektedir. Bu durumda makul olan süreden fazla zaman geçmiş olsa da adil bir yargılama için zorunlu olan bu işlemler makul süreyi ihlal etmeyecektir35. 
 
Bazı dava türleri diğer davalara oranla normal bir yargılama sürecinden daha kısa sürmelidir. Bu tür davalarda başvurucunun kaybedebilecekleri bir başka ifadeyle yargılamanın daha kısa sürmesinde başvurucunun daha büyük menfaati olduğu konular söz konusudur. Ceza davalarında sanık tutuklu yargılanmakta ise bu tür davalar genel olarak diğer ceza davalarından ve de hukuk davalarından daha süratli yürütülmesi beklenir. AİHS’nin 6.maddesindeki makul süre şartı, 5/3. maddede bulunan “yakalanan veya tutulan herkes, hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasa ile yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmalıdır; kişinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır” şeklindeki makul süre şartı ile yakından bağlantılıdır. Özgürlükten mahrumiyetin nesnel olarak doğrulanabilir delillerle desteklenmesi gerekir. Örneğin, kişinin kaçabileceği, tanıklar veya kanıtlara müdahale edebileceği korkusu gibi, 5/3. maddesinde bulunan düzenli gözden geçirme teminatları, tutukluluğun uzatılmasına onay veren yargıcın her seferinde özgürlükten mahrumiyeti gerektiren ilgili ve yeterli nedeni var olmayı sürdürdüğü konusunda tatmin olmasını gerektirir. Esas 
 
34 AKKURT Kemal, “AİHM Kararları Işığında Adil Yargılanma Hakkında Makul Süre”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 

35 ÖZDEMİR Kenan, “Adil Yargılanma Hakkı ve Makul Süre”, Adalet Dergisi 
 
Tutukluluk kararı verildiğinde bunların bulunuyor olması davanın henüz duruşma aşamasına gelmemiş olması ve gecikmenin makul olması yargıcın tatmin olması için yeterli değildir. Tüm koşullarda, tutukluluğun uzatılmasına gerekçe olarak yargıçların yeterli ölçüde tatmin olduklarını ve alıkoymadan daha az ağır ancak savcının endişelerini giderebilecek nitelikte alternatif bir yöntem bulunmadığını göstermeleri gerekir. AİHM, başvurucunun davranışının yargılamanın uzamasına katkıda bulunduğunu tespit etmesine karşın 5 yılı aşkın tutukluluk süresinin sadece buna bağlanamayacağını, yetkililerin de sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu davada, hem 5. madde hem de 6. madde ihlal edilmiştir36. 
 
Başvurucu bakımından hayati olan veya belirli bir niteliği bulunan ya da geri dönüşü mümkün olmayan medeni hak ve yükümlülüklerin söz konusu olduğu davalar da diğer dava türlerine oranla daha süratli bir biçimde görülmelidir. Örneğin aile hukukunu ilgilendiren nafaka davaları, velayet davaları, çocuğun eğitimini ilgilendiren davalar, çocuğun menfaatlerinin korunabilmesi bakımından bir kuruma verilmesi veya evlatlık verilmesine ilişkin davalar diğer davalara oranla hızla görülmelidir. İşveren–işçi uyuşmazlıklarını konu alan davaların da hızla sonuçlandırılması gerekmektedir. Bu tür bir uyuşmazlıkta işveren tarafından işine son verilen bir çalışan, bu kararın haksız olduğunu düşünerek açtığı davada çalışanın kişisel menfaati gereği işten atılmanın haksız olup olmadığı konusunda verilecek karar süratle alınmalıdır37. Zaten bu tür davaların daha kısa sürede sonuçlanması için kanunda özel yargılama usulleri görülmüş ve sadece bu uyuşmazlıklara bakan mahkemeler oluşturulmuştur. Dolayısıyla uygulamada da bu tür davalara ve burada daha kısa bir süre olarak ortaya çıkan makul süreye verilen önem gündemdedir.AİHM’e göre, ulusal mahkemeler böyle davalarda duruşmaların hızlandırılması doğrultusunda yetki kullanmalıdırlar. Mahkemeye göre, yetkili idari ve adli makamlar, bu tür anlaşmazlıklarda AİHS’nin gerektirdiği istisnai özen ile davranmak üzere, olumlu bir yükümlülük altındadırlar38. 
 
36 AKKURT Kemal, “AİHM Kararları Işığında Adil Yargılanma Hakkında Makul Süre”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 

37 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 

38 AKKURT Kemal, “AİHM Kararları Işığında Adil Yargılanma Hakkında Makul Süre”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 

Makul sürede yargılanmanın sağlanmasında, üç temel ölçütten hareket edilmektedir. Bunlar; dava konusunun niteliği, yargılama sırasında başvurucunun tutumu ve ulusal yargılama makamlarının (mahkemelerin) davranışlarının, makul sürede yargılamayı etkileyip etkilemediğidir. Ancak belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır39. 

1. Davanın karmaşıklığı 
 
Dava konusunun niteliği; gerek hukukî meselenin çözümündeki güçlük gerekse dava ile ilgili kanıtların toplanmasında karşılaşılan engel ve karmaşık durumlar yahut hastalık veya tutukluluk gibi ilgilinin özel hâline ilişkin hususlardır. AİHM, işin niteliğini değerlendirirken davanın hızla sonuçlandırılmasının ilgililer yönünden önemini, işin karmaşıklık derecesini, tanık ya da sanığın sayısal miktarını, delillerin toplanmasında karşılaşılan güçlük, sanık ya da sanıklara isnat edilen suç sayısı, yapılması gerekli soruşturmanın niteliği, uluslararası unsurlar, davanın başka davalarla birleştirilmesi, yargılama usulüne başka kişilerce yapılan müdahaleler göz önünde tutmaktadır. Basit bir tahliye davası ile büyük bir şirketin feshi davası aynı sürede bitirilemeyecektir40. Mahkeme tarafından, birçok sanığın katıldığı ve birlikte işlediği uyuşturucu, ekonomik ve terörle ilgili suçlar, birden çok devleti de içine alan ya da uluslararası bağlantıları olan suçlar, çok cinayetli davalar, bazı tapu davaları, sıradan hukuk ya da ceza davalarına oranla daha zor ve karmaşık kabul edilmiş, bu çerçevede uzun süren bu tür yargılamalar makul süre sınırı içinde değerlendirilmiştir41. 
 
“Abdullah Müftüoğlu/Türkiye Davasında” Türk Hükümeti, makul sürede yargılanma ilkesinin ihlali ile ilgili iddialara karşı davanın karmaşıklığının yanı sıra başvurucuların mensup oldukları örgütün 99 cinayetten sorumlu olduğu, 600’ü aşkın duruşma yapıldığı, çok büyük sayıda (703 kişi) sanığın davada 
 
39 Bkz: Anayasa Mahkemesinin 15 Nisan 2014 karar tarihli Mehmet Ali İNCESU başvurusu 
 
40 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 

41 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 
 
yargılandığını ileri sürerek makul sürenin aşılmasında bu nedenlerin etken olduğunu ve uyuşmazlık konusunun niteliğinin kısa sürede yargılama yapmaya müsait olmadığını ileri sürmüştür. İnsan Hakları Komisyonu ise bu nedenleri kabul etmekle birlikte hükümetin yargılama sırasında makul sürenin aşılmasında rolü bulunduğu ve sırf hükmün gerekçesinin yazılmasının 3 yıl sürmesinin ve iki üst derece mahkemesinde geçen altı yıllık uzun ve hareketsiz dönemin makul sürede yargılanma ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna varmıştır42. 
 
Zor ya da karmaşık dava (hard case), gerek olaylar gerekse uygulanacak kanunlar bakımından yeterince açık olmayan ve değişik şekillerde sonuçlandırılabilecek tartışmalı davalar için kullanılmaktadır. Örneğin mahkeme, Boddaert/Belçika kararında 6 yıl 3 ay süren bir yargılama süresini davanın çözülmesi zor bir cinayet davası ve iki davanın birlikte paralel yürütülmesinin gerekli olması nedeniyle makul bulmuştur. Karmaşıklık, hem olaya ilişkin sorunlar hem de yasal meselelerle ilgili olabilir43. 
 
AİHM içtihatlarına baktığımızda, sadece devletin neden olduğu gecikmeler, davanın “makul bir süre içinde” görülmesi şartına uyulmaması sonucunu doğurmaktadır44. 
 
2. Başvurucunun tutumu 
 
AİHS organları önünde şikâyetçi durumundaki kişinin yargılamadaki davranış ve tutumu da makul sürenin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde Divan tarafından dikkate alınmaktadır.Hukuk davalarında işin takibi taraflara ait bir sorundur vedavacı davasını takip etmek, bunun için gerekli olan tüm delilleri hazırlamak ve dosyaya koymak durumundadır. Bu zorunluluğa rağmen Divan’a göre bu husus; mahkemenin davayı gerekli süratle yürütmesi yükümünü ortadan kaldırmaz45. Bununla beraber, şikâyetçi-davacının da davanın süratli 
 
42 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 

43 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 

44 AKKURT Kemal, “AİHM Kararları Işığında Adil Yargılanma Hakkında Makul Süre”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 

45 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 
görülmesinde üzerine düşen tüm yükümlülüklerini yerine getirmek durumundadır46. 
 
“Nihat Sargın/Türkiye Davasında”, Türk Hükümeti; başvurucuların ve avukatlarının tavrının, duruşmaların ve dolayısıyla davanın ciddi şekilde uzamasına yol açtığını savunmuştur. Hükümet, başvurucuların her bir duruşmada çok sayıda avukat tarafından temsil edildiklerini belirtmektedir. Sadece duruşmalarda hazır bulunan avukatların isimlerinin kaydedilmesi bile epeyce zaman almıştır. Başvurucuların avukatları, duruşmalara giriş sırasında alınan güvenlik önlemlerine itiraz etme bahanesiyle birçok kez duruşmaları terk etmişler ki bu durum, duruşmaların kesintiye uğramasına ve ertelenmesine yol açmıştır. Dava dosyasının 40 cilt tuttuğu ve başvurucuların avukatlarının istemiyle dava dosyasındaki tüm belgesel delillerin okunmasının 18. duruşmadan 48. duruşmaya kadar (21.4.1989- 10.7.1991 tarihleri arasında) devam ettiği ve uzun zaman aldığı düşünülecek olursa, başvurucuların kendi tavırları bu davanın uzamasına yol açmıştır47.“Eckle/Federal Almanya Cumhuriyeti Kararında” mahkeme, Federal Almanya Hükümetini altıncı maddeyi ihlal ettiği için mahkûm etmiş ancak tazminatı başvurucun bazı ihmalleri yüzünden az tutacağına değinmişti48. 
 
Ceza davalarında şikâyetçinin kendisine açık kanun yollarını sonuna kadar kullanması (örneğin, susma hakkı gibi) ve bu yüzden yargılamanın uzaması hâlinde makul sürenin aşılmasından şikâyetçiyi sorumlu tutmak mümkün değil ise de Divan, benzeri durumlarda sanığın kötü niyetli manevralarını da hesaba katmaktadır. Komisyon ve Divan şikayetçinin davadaki tutum ve davranışını da özel olarak değerlendirmekte ve yerine göre makul sürenin aşıldığına ilişkin şikâyeti reddetmektedir49. Ceza davalarında, şikâyetçi (sanık) tutum ve davranışlarıyla ceza yargılama sürecinde aktif bir rol almadığı için, makul sürenin aşılmasında yapmış olduğu katkıdan kendisini sorumlu 
 
46 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 
 
47 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 
 
48 Bkz:http://www.turkhukuksitesi.com/makale_636.htm 
 
49 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 
 
tutmak ilke olarak mümkün değildir. Bu çerçevede, sanığın savunmasını yapmak ve hazırlamak üzere hukukun kendisine sağladığı hakları ve olanakları sonuna kadar kullanması onun aleyhine değerlendirilemez50. Örneğin, susma hakkının makul süre ilkesini zedelemeyeceğini kabul etmek gerekir. Bu hak elbette ki yargılamayı uzatacaktır. Susma hakkını kullanan sanık hakkındaki delillerin araştırılması ve tespiti zaman alacaktır. Bütün bu süre uzamaları olağan ve yasal nedenlere dayandığından yargılamanın makul süre içinde sonuçlandığını kabul etmek gerekir. İkinci olarak yargılama sırasında(bireysel başvuruda bulunan) tarafın tutumu araştırılmaktadır. Tarafların dava süresince yargılamanın gecikmesini önlemek konusunda birçok hakları vardır. Eğer şikayet eden taraf gecikmeye neden olmuşsa veya gecikmeye engel olmamışsa buna göre makul sürenin aşılıp aşılmadığı belirlenmektedir51. AİHM’ye başvuranın bizzat kendisi davanın uzamasında bir gecikmeye neden olmuş ise bu onun şikâyetini kesinlikle zayıflatan bir durumdur. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılabilmesi için devlete atfedilen bir kusur gerekmektedir, devletten kaynaklanan bir gecikmenin olması aranmaktadır. Başvurucunun tutumundan kaynaklanan gecikmelerden ise devlet sorumlu değildir52. 
 
Mahkeme “Yağcı ve Sargın Kararında” başvuru sahiplerinin savunmaları dâhilinde ulusal kanunların kendilerine vermiş olduğu kaynaklardan tam olarak faydalanmış oldukları için suçlanamayacaklarını belirtmiştir. Elbette bu durumlar, hakların kullanılması talepleri, yargılama sürecini belli ölçüde yavaşlatabilir ancak tek başına ele alındıklarında sürenin uzunluğunu açıklamak için yeterli görülmemektedir. Mahkeme bununla şikâyetçinin kanunun verdiği hakları kullanmasının ceza yargılamasını oyalamak olarak kabul edilmemesi gerektiğine işaret etmiştir. Yine mahkeme ceza yargılama sürecinde bir suç isnadıyla suçlanan kişilerin adli merciler ile aktif bir işbirliği yapmak zorunda olmadıklarını da ayrıca belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucular yargılamanın hızlandırılmasına bir katkıları bulunmakta ise şüphesiz bu onların lehine bir 
 
50 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 
 
51 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 
 
52 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 
 
durum olarak değerlendirilmektedir. İlke bu olmakla birlikte, yargılamanın makul sürede bitirilip bitirilmediği, makul sürenin yargılamada aşılıp aşılmadığına karar verilirken sanığın yargılama sürecindeki tutum ve davranışları da dikkate alınmaktadır. Mahkeme, başvurucunun davadaki görevinin sadece “kendisiyle ilgili usul aşamalarını yerine getirirken özenli davranması, geciktirme amaçlı taktikler kullanmaktan kaçınması ve iç hukukta bulunan yargılamanın kısaltılmasını sağlayacak imkânlardan yararlanmak” olduğunu kararlaştırmıştır. Bu halde, bir ceza yargılamasında suç ithamı altında olan bir sanığın davayı uzatması, davanın uzamasına katkısı sadece ve sadece yargılamadan kaçtığı durumlarda söz konusu olmaktadır. Bunlara ilaveten başvurucunun, yargılama sürecine olumlu bir katkısı olmadığı baştan belli olan yersiz talepleri, gereksiz olduğu anlaşılan başvuruları, örneğin duruşmaları tehir talepleri, istenen ve ibraz etmeyi taahhüt ettiği belgeleri vermekte gecikerek yargılamanın uzamasına sebep olduğu durumlar mahkeme tarafından davayı kasıtlı olarak engelleme olarak kabul edilmiştir53. 
 
3. Adli ve idari makamların davranışları (Yetkili makamların tutumu) 
 
Yargılamanın, yetkili makamların hatalı davranışları nedeniyle uzamış olması da makul süre kavramı ile bağdaşmaz. Buna göre yargılama yetkisi olanların kusurlu davranışları yargılamayı uzatmışsa makul süre aşılmış sayılır. Ancak, yetkili makam tabirinden mutlaka hâkimleri ve bunların doğrudan sebep oldukları hataları anlamamak gerekir. Örneğin mahkeme kalemlerinde bazı evrakların bulunmaması, resmî mercilere sorulan sorulara zamanında cevap verilmemesi gibi durumlar da bu süreyi makul olmaktan çıkarır. Divan, yetkili makamların tutumu nedeniyle gecikmeden dolayı devleti ancak ihmâl veya kusuru nedeniyle sorumlu tutmaktadır. Bununla beraber yargılama makamlarının kendilerinden bekleneni yapmış olmalarına rağmen görev dışı başka nedenlerle (örneğin, yargıç açığı, siyasî ortam, ulusal hukuktaki boşluklar, iş yükü- nün ağırlığı… vb.) makul sürenin aşılması hâlinde devlet, yine sorumlu tutulmaktadır54. 
 
Nitekim “Zimmermann-Steiner/İsviçre Davasında” İsviçre Hükümeti, İsviçre Federal Mahkemesi’nin ağır iş yükü altında bulunduğunu ileri sürerek 
 
53 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 
 
54 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 
 
bunu, istatistiksel bilgilerle de ortaya koymuş ve davaların önemlerine göre sıraya konulup incelendiğini, bu nedenle söz konusu şikâyetçilerle ilgili olarak dosya üzerinde uzun süre işlem yapılamadığı savunmasında bulunmuştu. Ancak bu savunma AİHM tarafından kabul edilmemiş ve İsviçre Hükümeti, tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir. “Weisinger/Avusturya” davasında bir arazi tapulaştırma işleminin dokuz yıl sürmesinde Divan, olayın karmaşıklığını ve şikâyetçinin tutumunu değerlendirdikten sonra gecikmenin belediye ve yerel arazi komisyonları arasında bürokratik işlemlerden kaynaklandığını tespit ederek 6. maddenin ihlâl edildiği kararına varmıştır55. 
 
Adil yargılama kavramı adlî mekanizmanın yalnız işleyişini değil, bunun aynı zamanda organizasyonunu da kapsadığından hâkimlerin sayısının yetersiz olması, bazı hâkimlerin iş dağılımı nedeniyle işlerinin çok fazla olması, sürenin uzatılması için haklı bir neden olarak kabul edilmemektedir. Bu nedenle AİHS’ye taraf olan devletler yargı teşkilâtlarını davaları makul sürede bitirecek şekilde örgütlemek ve düzenli olarak çalışmalarını sağlamak yükümlülüğü altındadır. Devlet, yeterli sayıda hâkim ve mahkemeyi görev başında tutmak zorundadır56. 
 
AİHM kararlarına baktığımızda, çıkarılacak ortak sonuç şudur: Devlet, kendi idari ve yargısal organlarına atfedilebilecek gecikmelerden sorumludur. Devlet, bu konuda gerekli dikkati göstermek ve süratle hareket etmek yükümlülüğündedir. Yargısal organlar, örneğin kamu davasının açılmasındaki gecikmeler veya davanın daha sonra başka bir mahkemeye gönderilmesi nedeniyle ortaya çıkan gecikmeler veya raportör atanmasındaki gecikmeler de dahil olmak üzere, tutumlarından sorumlu olmaktadırlar. Yargılamada geçen her bir hareketsiz dönem ve ertelemeler ayrı ayrı değerlendirilmektedir57. 
 
“Sadi Mansur/Türkiye Davası”, 1.11. 1984’de başlayıp 30.4.1991’de sona ermiş ve 6 yıl 6 ay sürmüştür. Davanın makul sürede yargılama ilkesiyle bağdaşmadığı yolundaki itirazlara karşılık Türk Hükümeti; uyuşturucu trafiği 

55 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 

56 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 

57 AKKURT Kemal, “AİHM Kararları Işığında Adil Yargılanma Hakkında Makul Süre”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 
 
ile ilgili olan bu davada Türkiye ile Yunanistan arasında adlî yardımlaşmaya ilişkin olan kuralların pek uygulanamadığı, Yunanistan’da devam etmekte olan davadaki bilirkişi raporunun geç intikal ettiği, Yunan makamlarının dava belgelerinin elde edilmesinde ihmalkâr davrandıklarını ileri sürmüştür. Buna karşılık şikâyetçi, Türk mahkemelerinde yeminli tercüman bulunmaması nedeniyle Yunanistan’dan intikal eden belgelerin bir türlü zamanında çevrilemediğini ileri sürmektedir. İnsan Hakları Komisyonu, makul bir süre içerisinde nihaî bir karar verilmesine elverecek şekilde hukuk sistemini örgütlemenin, sözleşmeci devletlere düştüğünü vurgulamaktadır58. 
 
AİHM, yetkili makamların tutumu ölçütünü esas olarak meydana gelen gecikmeden devletin ihmal ve kusuru nedeniyle sorumlu olup olmadığına bakarak ele almaktadır. Örneğin, “Zana/Türkiye Davasında” başvurucunun hazır bulunduğu duruşmadan9 ay sonra mahkumiyet kararının verilmesini ‘makul süre’ şartının yerine getirilmesi bakımından yargısal makamın kusuru olarak görmüştür. Aynı davada başvurucunun mahkemenin yetkisiz olduğunu iddia etmesinden 4 ay sonra yetkisizlik kararı verilmesini de yine makul süre aşımı olarak değerlendirmiştir59. 
 
Yargılama, devlet tarafından yerine getirilmesi gereken bir kamu hizmetidir. Bir hukuk devletinin adaleti sağlama görevi, aynı zamanda adaletin kısa sürede sağlanması görevini de kapsamaktadır. Böyle olunca yargılamada makul sürenin aşılıp aşılmadığının değerlendirilmesinde yalnızca devlete atfedilebilecek gecikmeler göz önünde tutulmaktadır.Ancak mahkemelerdeki iş yükü artışı sürekli olmayıp sadece geçici ve istisnai nitelikte bulunuyorsa ve devletin de yargılamanın hızlandırılması konusunda gerekli çalışmayı yapmış olduğu durumda yargılamanın uzun sürmesinde devlete bir kusur atfedilmemektedir60. 
Yetkili makamların, yargılamanın gecikmesine neden olabilecek tutumları incelenirken sadece yargısal makamların tutumları değil, devletin bütün 
 
58 KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) 
 
59 AKKURT Kemal, “AİHM Kararları Işığında Adil Yargılanma Hakkında Makul Süre”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 
 
60 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 
 
kurumları ile sorumluluğu dikkate alınarak diğer ilgili kurumların tutumları da değerlendirilmektedir. Örneğin, “Mareira /Portekiz Davasında”, tıbbi bilirkişi raporunun sonuçlanmasının çok uzun sürmesi dikkate alınmıştır. Bu davada, davacıların 11 Ekim 1979 da talep ettikleri tıbbi inceleme bir davacı için Kasım 1981, diğer davacı için Şubat 1982 ayına kadar tamamlanamamıştır. İlgili Portekiz mahkemesi, bu süreyi idari adımlar atmakla geçirmiştir. Adli Tıp Enstitüsü’nün ortopedi uzmanı olmadığının farkına vardığı için, Lizbon Tıp Fakültesi ve daha sonra Lizbon Hastanesi’ne başvurmak zorunda kalmıştır. Uzman olmaması veya aşırı iş yükü nedeniyle tıbbi incelemelerin yapılması için organizasyon yapılması uzamıştır. AİHM’ye göre, olanak yetersizliği veya aşırı iş yükü nedeniyle yerel mahkemenin taleplerini yerine getiremeyen çeşitli kuruluşların hepsi kamu kurumlarıdır. O kurumların yargısal nitelikte olmamalarının bir önemi yoktur. AİHM, özellikle Lizbon Adli Tıp Enstitüsü’nün bazı olanaklardan yoksunluğu nedeniyle davada bazı zorluklar yaşandığını belirlemiştir. Bu Enstitü, adli tıp incelemeleri yapmak için kurulmuştur ve Adalet Bakanlığı’nın bir idari makamıdır. AİHM’e göre, Portekiz Devleti, 6. maddenin gereklerine uyumlu olacak şekilde, bu Enstitü’nün amaçlarına uygun araçlar sağlama yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülüğü yerine getirmediği için de 6/1. maddenin ihlali söz konusu olmuştur61. 
 
Medeni haklara ilişkin hukuk davalarında, yukarıda belirtilen türden bir sorumluluğun doğması için, davanın gecikmesine neden olan kişi ve/veya kurumun, devlet için çalışıyor olması gerekmektedir. Örneğin, başvurucuya sağlanan yasal yardım sonucu atanan müdafi, zaman zaman hareketsiz kalarak yerel mahkeme önündeki yargılamanın gecikmesine neden olmuşsa, müdafinin bu tutumu resmî olarak atanmış olmasına rağmen, devlete ait sorumluluğun içinde değerlendirilmemiştir. AİHM’ye göre, söz konusu müdafinin devlet için değil, kendi müvekkili için çalıştığı varsayılarak ve medeni haklara ilişkin yargılamada tarafların da özen göstermesi gerektiğinden yola çıkarak, devlete atfedilebilecek bir gecikme olarak görülmemiştir. AİHM, başka bir davada müdafi ister özel olarak finanse edilsin, isterse devlet tarafından atansın, savunmanın yürütülme biçiminin sanık ile müdafi arasındaki bir ilişki olduğunu belirtmektedir62. 
 
61 AKKURT Kemal, “AİHM Kararları Işığında Adil Yargılanma Hakkında Makul Süre”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 
 
62 AKKURT Kemal, “AİHM Kararları Işığında Adil Yargılanma Hakkında Makul Süre”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 
 
AİHM tarafından görevli makamların tutum ve davranışlarıyla oluşan bazı gecikme nedenleri tespit edilmiştir: Bir başka davanın sonucunun beklenmesi amacıyla davanın ertelenmesi yani bir başka ifadeyle bekletici mesele yapılan haller, mahkemelerin duruşmalardaki tutum ve davranışları, devlet tarafından belge ve diğer delillerin sunulması sırasında meydana gelen gecikmeler ile mahkeme kâtipliği ya da başka idari makamların sebep olduğu gecikmeler, davaların mahkemeler arasında devredilmesi yani görevsizlik yahut yetkisizlik nedeniyle davaların mahkemeler arasında gidip gelmesi, iki ya da daha fazla sanığın birlikte duruşmaya çıkarılması, gerekçeli kararların çok geç yazılması, hareketsiz kalınan dönemler, kararın sanığa tebliği, temyiz başvuruların yapılması ile temyiz davalarının görülmesi halleridir63. 
 
SONUÇ: 
 
Adil yargılanma ve devamında makul sürede yargılanma hem tarafların haklarını zamanında elde edebilmeleri ile hem de ilgili devletin adalete verdiği önem ile ilgilidir. Bir devlet bu hakları sağlamakla yükümlüdür. Günümüzde gelişmiş ülkelerin bu konulara önem verdiği görülmektedir. İlgili devlet kendi ülkesinde adil bir yargılamanın yapılması için gerekli sistemi oluşturmalı, varsa eksiklikleri gidermelidir. Bu kavramlar tarafların ülkedeki hukuk sistemine olan güvenlerini sağlamaktadır. 
 
Makul olmayan bir sürede verilen karar hak kayıplarına ve devamında kişilerde bir sonraki uyuşmazlık için ‘zaten mahkemeye gitmeye gerek yok’ düşüncesine neden olacaktır. Bu nedenle makul sürede yargılamaya günümüzde büyük bir önem verilmektedir. Şöyle ki AİHM’ye başvuru için gereken başvuru yollarını tüketme şartı bu tür bir ihlal için başvuruda aranmamaktadır. 
 
Makul sürenin ihlali konusunda AİHM’nin her olay için geçerli olacak kesin sınırları yoktur. Her somut olay için makul sürenin aşılıp aşılmadığı ayrıca değerlendirilecektir. Anayasa Mahkemesinin 2 Temmuz 2017 karar tarihli 
 
63 TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 
 
Güher ERGÜN kararında, “Yargılamaya intikal eden maddi vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak hukuk kurallarının karmaşık olması, yargılama faaliyetinin süresi üzerinde etkili olabilir. Bu nedenle her bir başvuru açısından sürenin değerlendirilmesi, çoğu zaman hem niteliğe hem niceliğe ilişkin bir inceleme yapılmasını gerektirir.” denmektedir. Ancak AİHM içtihatları neticesinde birtakım kriterler ortaya çıkmıştır. Bu kriterler; davanın karmaşıklığı, başvurucunun tutumu ve yetkili makamların davranışlarıdır. 
 
Davanın karışıklığı; dava malzemesinin çok olması, dinlenecek tanık veya sanık sayısının fazla olması, olayın araştırılması için coğrafi zorlukların söz konusu olması, delillerin toplanmasının zor olması, uluslararası unsurların bulunması gibi hallerden kaynaklanabilir. Bu gibi hallerin mevcudiyeti yine de tarafların makul sürede haklarına kavuşmalarına engel olmamalıdır. Davanın karışık olması makul sürede yargılanma hakkının ihlali olmadığı sonucuna varılmasına neden olabilir ancak yine de bu durumda devlet üzerine düşen görevi yapmalı ve uyuşmazlığın daha kolay bir şekilde çözülmesi için çalışmalarda bulunmalıdır. Ancak tabi ki devlete yüklenemeyen sebepler varsa herhangi bir ihlal söz konusu olmayacaktır. Anayasa Mahkemesinin aynı kararında, “Her ne kadar belirtilen usul hükümlerine tabi olan somut yargılama açısından dava malzemesinin taraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olması yargılama faaliyetinin makul sürede neticelendirilmemesinin sonuçlarına tarafların katlanması düşüncesini destekler nitelikte olsa da, bu ilkeler yargılama makamlarını davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünden kurtarmaz.” denilmiştir. 
 
İkinci kriter başvurucunun tutumudur. Taraflar yargılama esnasında yargılamayı uzatacak davranışlarda bulunmaktan kaçınmalıdır. Anayasa Mahkemesinin 2 Temmuz 2017 karar tarihli Güher ERGÜN kararında, “Zira tarafların yargılamayı uzatmaya yönelik davranışlardan kaçınması ve kendisine tanınmış olan usuli hakları kullanırken dikkat ve özen göstermesi gereklidir.” denilmiştir. Başvurucunun tutumundan kaynaklanan gecikmeden devlet sorumlu değildir. Ancak yine aynı kararda “Yargılama sürecinde başvurucular dışındaki tarafların yargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır.” 
Son kriter ise yetkili makamların tutumudur. Anayasa Mahkemesi’nin 2 Temmuz 2017 karar tarihli Güher ERGÜN kararında, “Yargılama faaliyetinin süresine ilişkin değerlendirmede göz önünde bulundurulması gereken bir diğer unsur ilgili makamların tutumudur. Bu kapsamda sadece yargı makamlarının tutumu dikkate alınmayıp, devletin kamu gücü kullanan tüm organlarına atfedilebilir bir gecikme olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir.” denmiştir. 
 
Saydığımız bu kriterler daha da genişletilebilir. Bir yargılamada makul sürenin ihlal edilip edilmediğine bakılırken bu kriterler bakımından tek tek inceleme yapılacaktır. Aynı kararda, “Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu yargılamanın bir taşınmazın mülkiyetine ilişkin bir uyuşmazlık olduğu, davanın taraflarında toplam kırk iki kişinin bulunduğu, yargılamanın özellikle vefat eden tapu maliki mirasçılarının davaya dâhil edilerek taraf teşkilinin sağlanması ve taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf olması nedeniyle, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılama sürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrı değerlendirildiğinde duruşmalar arasında geçen sürelerin oldukça uzun tutularak yılda ortalama üç duruşma yapıldığı ve verilen ara kararların birçoğunda davacı tarafa eksikliklerin ikmali hususunda usul hükümlerine aykırı şekilde süreler verildiği anlaşılmaktadır.” denilmiş ve makul süre ihlali olduğuna karar verilerek manevi tazminata hükmedilmiştir. Örnek kararımızda da olduğu gibi Anayasa Mahkemesi bu tip başvurularda genellikle başvurucuya tazminat ödenmesine karar vermekte ve makul süre ihlalinin önüne geçmeye çalışmaktadır. 
 
KAYNAKÇA: 
 
KAŞIKARA Serhat, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi Çerçevesinde Makul Süre İçerisinde Yargılanma Hakkı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:84 (2009) s. 231-259 
ÖZDEMİR Kenan, “Adil Yargılanma Hakkı ve Makul Süre”, Adalet Dergisi 
Pekcanıtez, “Adil Yargılanma Hakkı”, İzmir Barosu Dergisi, 1997, s.36-41 
Anayasa Mahkemesinin 2 Temmuz 2017 karar tarihli Güher ERGÜN başvurusu 
Anayasa Mahkemesinin 15 Nisan 2014 karar tarihli Mehmet Ali İNCESU başvurusu 
ŞEN Ersan, “Ceza Yargılamasında Makul Süre”, http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1742035-ceza-yargilamasinda-makul-sure 
TURAN Hüseyin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında Makul Sürede Yargılanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:3 Sayı:11 S:47-73 
AKKURT Kemal, “AİHM Kararları Işığında Adil Yargılanma Hakkında Makul Süre”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (2012) 
MURATOĞLU Tahir, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Kuruluşu, Görevleri ve Yargılama Usulü”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:7 Sayı:27 S:307-364 
Bkz: AİHS 6.Madde, http://www.aihmbasvuru.com/78-basliklar/89-avrupa-insan-haklari-sozlesmesi-altinci-madde.html 
AHTIHAN Canan, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Ceza Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Makul Sürede Yargılanma İlkesi”, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (2009)